Work and Travel ile Yaz ayını, Boston yakınlarında Nantucket isminde küçük, şirin ve turistik bir adada geçirdim. Aynı zamanda barınma imkanı da sunan Ozman Yurtdışı Eğitim in ayrıcalıklı seçenekler sunan iş listesinden bulduğum iş ve de şehir hayatından kısa bir süreliğine de olsa uzaklaşma isteğim bu adayı seçmemin temel nedenlerindendi.

Satış elemanı olarak başladığım, The Black Dog isimli firmanın adadaki mağaza şubesinde, bir ay kadar kısa bir süre zarfında, işime ve iş kurallarına gösterdiğim özen ve iş performansım dolayısıyla assistant manager pozisyonuna yani müdür yardımcılığına terfi ettim (terfi ile saatlik ücretimin yanında bireysel anlamda kendime olan güvenimin de bir hayli arttığını söylemeden edemeyeceğim). Turistlerin, daha ziyade üst sınıf Amerikalıların (politikacılar, iş adamları, sporcular, vs) uğrak ve gözde yazlık mekanı olması itibariyle (ki, bu arada kendisine ait helikopteri dahi olan yatlarla ilk kez orada tanışma fırsatı elde ettim), ada, Amerika standartlarıyla karşılaştırıldığında dahi, hala inanılmaz derecede pahalıydı. Zira çok geçmeden internete bıraktığım iş arıyorum ilanına merkezden biraz uzak, adanın adeta sembolü haline gelmiş bir çiftlikten olumlu yanıt geldi ve akabinde çiftliğin süpermarketinin hazır yemek bölümünde server olarak ikinci işime başladım. Bu arada, Amerika’nın bir çok eyaletinde ki ada gibi otuz bin civarında nüfusu olan yerleşim yerlerinde dahi, ikinci bir iş bulmak gerçekten kolay olduğu kadar, ikinci bir işte çalışmak Amerikan çalışma sisteminin adeta bir parçası (hatta olayı abartıp üç-dört işte birden çalışan Amerikalı arkadaşlarım dahi vardı). Çiftlikte de mağazada olduğu gibi müşterilerle ve de iş arkadaşlarımla her daim diyalog içerisinde olmanın İngilizcem üzerinde yarattığı inkar edilemez artılar ve keyifli iş ortamından dolayı haftada toplam olarak yetmiş beş saatin üzerinde çalışıyor, parti ve arkadaşlarımla gezelim görelim olaylarını da işin içerisine eklediğimizde kimi günler uyuyamaya dahi yeterince zaman ayıramıyordum. Diğer taraftan, güzellikler kadar yaşadığım zorluklar da Amerika deneyimimin vazgeçilmez ve inkar edilemez enstrümanları oldu (her ne kadar daha önceden de yurtdışında tek başıma yaşamış olmam dolayısıyla hiç zorluk yaşamayacağım türünde yanlış bir kanı taşımış olsam da.) Her şeyden önce adada yaşayan tek Türk olmam itibariyle en başlarda her anlamda tamamen yalnızdım (hoş böyle olması daha sonraları işime de gelmedi değil hani), ancak gitmeden önce ada hakkında internetten topladığım kaynak bilgiler sayesinde bir bakıma beni bekleyen zorlukları çoktan minimize etmiştim bile (gitmeden önce kalacağınız yerleşim yeri hakkında edineceğiniz bilgiler ilk günlerde daha doğrusu adaptasyon dönemi olarak adlandırılan dönemde çok ama çok yardımcı olacaktır).

Kültürel farklılık ve toplumsal kurallar bakımından gitmezden evvel Ozman Yurtdışı Eğitim bünyesinde yapılan “oryantasyon toplantısı” ondan edindiğim bilgiler de bu adaptasyon dönemini asgari süreye indirgeyebilmemde büyük rol oynadı. Dolayısıyla, gitmeden önce verilen oryantasyon toplantılarına da mutlaka katılmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Daha önceden bu programa katılan bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine yanımda çok fazla eşya bilakis kıyafet götürmemiştim, ki sizin de olayı abartmamanızı tavsiye ederim, çünkü Amerika başta elektronik ve giyim olmak üzere her konuda inanılmaz derecede büyük bir seçenek yelpazesi sunan, her keseye hitap eden alışveriş merkezlerine ev sahipliği yapan bir ülke.