New York… Bir dünya şehri, yüz yıldan fazladır dünyanın en önemli ticaret ve finans merkezi. O bir metropol… O bir rüyalar şehri… İnsan aynı anda birkaç şehre aşık olabilir. Bu aşklardan bazıları tıpkı yaşanan ilişkilerdeki gibi insanı heyecanlandırmakta, bazıları huzur vermekte, bazıları nostaljik tadlar sunmakta, bazıları ise meskalin etkisi yaratmaktadır. New York’un bende yarattığı duygu meskalin etkisinin ta kendisi.. Açıkçası New York’a ilk ayak bastığımda daha havalimanındayken başlayan güvenlik önlemlerinin yoğunluğu, pasaport kontrolünden geçerken polisin o umarsız ve taviz vermeyen tavrı daha en başından endişeye kapılmama sebep olmuştu. Ancak pasaport kontrolünün ardından “ Have a nice trip”cümlesini duyduktan sonra bütün bu endişe bir anda yerini içimi kıpır kıpır eden bir duyguya bıraktı. Welome to the UNITED STATES OF AMERICA yazısını da okuduktan sonra nedendir bilmem bütün yorgunluğum ve uykusuzlugum bir anda yok oldu.  İşte bütün ihtişamı ile New York orada beni bekliyordu.. Evet New Yorktay’dım, daha çocuk yaşlarda hayalini kurduğum şehirde! Bu şehrin albenisi ve orada dikilip tüm dünyaya meydan okuyan tavrı daha ilk girişte huzursuz olan ruhumu baştan çıkardı. Şehrin her köşesi ayrı bir fotoğraf karesi ve her bir kare ayrı bir iz ayrı bir his! Beni benden alan dünya’nın gerçektende çizgi çizgi olmadığının göstergesini an be an yaşatan Ben özgürüm modunda takılmamı sağlayan bu şehir de bulunmam tesadüf değildi…

İlk günün verdiği şaşkınlığını üzerimden attıktan sonra soluğu New Yorkluların “going to the city” dedikleri yer yani Manhattan’da aldım. Port Authority’den (otobüslerin bulunduğu yer) çıkıp kafamı kaldırdığımda New York Times binasını görüpte kendimi içeri atmamak için nasıl direndiğimi unutamam…  New York’ta bulunduğum sürece Central park’ta özellikle boat house da oturup kahve içerken  7’den 70’e herkesin keyif alarak gölde kürek çekişlerini izlemenin keyfini , pier 17’de bu küçükcük rıhtımda koskoca  gün batımını Brooklyn köprüsüne karsı izlemenin tadını , Greenwich village’de yine küçük bir kafede kahve içerken büyük bir şansla tanıştıgım yazarları, gezdiğim birbirinden özel müzeleri , bulundugum kültürel ve sanatsal aktiviteleri, şehirde yürürken her biri apayrı bir mimariye sahip olan gökdelenleri ve yapıları gördükten sonra ben de herkes gibi bu şehre kapıldım, büyülendim…Bütün bunların yanı sıra New York’a has bir özellik oldugunu düşündügüm bir ayrıntıyı söylemeden geçemeyecegim, evet New York kültür ve sanatın başkenti, evet bir metropol ve cok güçlü bir şehir, fakat bu şehirde hiç yabancılık çekmemem de sanırım onu New York yapan en büyük özellik. Kendimi turist gibi hissetmedigim tek dünya şehri! 24 saat eksilmeyen hep dinamik ruhu, ötekinin folklorik şirinliği, özgürlüğün son durağı bu şehir sizi bünyesine hapsediyor. New York’u üç beş satır ile kelimelere dökmek gerçekten imkansız, her karesi ayrı bir tat bir doku. Ama benden söylemesi bu şehir koca bir büyücü! Ben New York’u sevdim, darısı sizin başınıza…